Boylu poslu bir coğrafya
Enine kısır tarihiyle şimşek gibi ok indiren fezanın yağız mahkumları
Gök ile bozkır arasına yay çizmiş kader
İsfahan ve Horasan;
Konya
Kahire ve Kudüs;
Hazar ve Doğu Akdeniz
Şam, Antakya, Alamut
Atlantik yok henüz
Irmaklar can salı camdan birer rahim
Bakü'yle Fırat gibi birbirine yakın ve yabancı
Aşkabat İstanbul'u aratır, havzalar arasında ayrımlar uzun yalımlı.
Çeşitli izler göze çarpıyor ilk önce tan ile çiftleşince hava
Nerede başlangıç nerede devamı belli değil, eğilmez bir abide daha
Geçmiş, sağlam bir gürzdür ağır ve ihtiyar
Tok sesiyle aydınlık, hükmüyle yadırgayıcı
Esnek de bir esir ayrıca
Elinde parlayan sırım, bir insan çobanı.
Taş, toprak, yüzler
ve kuruş kuruş takvim yaprakları
Orman intihaldir, içinde oylum oylum insan izleri
Şehre güç duvarları çekilmiştir
Gençten kürk yapılmışa benzer.
Hızla ileri atılmışlar gürültüleri duyuyoruz bekleyince
Noksanlıkların kendini geleceğe aktardığına şaşırmıyorum, son derece olağan
İpi kopar bazen zamanın, kimi halkların kollarında şaklatırlar
Yığardım aynı yere ben olsam, kudretin ve erk örüntüsünün yerinde.
Elâ irisler;
Yazgısını kendi biçimi belirler
Huyu suyu bilinmez steplerin gaz devi sanması kendini
Belki cilvedir, belki kanser
Uyum ise,
yuva sayılır çöl kumlarının organlarındaki boz rengi saptamalara
Üzerinde parlak su taşlarıyla, göz önünde, bir görünür bir gider.
Zamanla kadınlarının saçlarından tiftiklenerek ayıklanacaktır ademiyet
Kayışlarla yürüyen ırgatlardan örülmüş hudut da kucağına çöreklenecektir
El işlemeli doruklara üniformasını giydirmiş adamların avcı kuşlarından bakış edinip
Tüylerine öreceği evlatlar getirecektir, şehir ve burç kimsesiz değil demek için.
Rüzgarlar yamaçları tarıyor
Doğunun gün ışıkları koşar adım yükseliyor
Bir uğultudur almış başını yosunlu duvarların hırkası oluveriyor
Hissedemiyoruz kimseyi
Taşların dokunduğu elleri tanıyamıyoruz.
Kerteriz yoksunuyuz bir başka deyişle
Her sefirin tanıyamadığı güzellikte bir kayboluştayız.
Bu bir uyurgezerlik değilse, mahmur bir hüseynidir
Canı, çıkmakta hep acele etmiştir.
Akdeniz'i arıyor tembel baldırlarıyla aceleci sınıf
Bereket ki, bataklıktan sıyrılmış ovalardan göçüyor ata mirası
Ata mirası ve türlü zehir ve Türk çadırları yaşıyor hala
Kusursuz değildi Akdeniz, bolluğunu maden kömürü sayıyor ölmüş bataklıklarda
Kürekçiler övünüyor onun yüzüne karşı
Bütün bir dünyayı güneşliyorlar.